COVID-19’a Karşı BNT162

“Amazon Ormanları’nda bir kelebeğin kanat çırpması, ABD’de fırtına kopmasına neden olabilir”.

Biraz daha genellemek gerekirse, “bir kelebeğin kanat çırpması, Dünyanın yarısını dolaşabilecek bir kasırganın oluşmasına neden olabilir…” Matematik bilimi uzmanı ve meteorolog Edward N. Lorenz’in aynı zamanda büyük katkıda bulunduğu kaos teorisi ile ilgili çalışmalarını modellemek ve örneklendirmek için yapmış olduğu bir çıkarım ve benzetmeden bahsediyoruz.

Bu analojiyi duyanlar bilenler hatta 2004 yılında çekilmiş filmini izlemiş olanlar vardır mutlaka. Evet. Kelebek etkisi analojisinden bahsediyoruz. Buna göre, bir sistem ya da süreç başlangıcında yapılan ya da gerçekleşen küçük bir değişiklik, beklenen sonuçları tamamen değiştirebileceği gibi sonu öngörülemeyen durumlarla karşılaşılmasına da neden olabilir. Yani Dünya’nın bir ucunda minik bir kelebeğin kanat çırpışı, Dünya’nın diğer ucuna kadar uzanabilecek bir fırtınanın başlangıcı olabilir. Dolayısıyla başlangıç koşullarını, her zaman için tamamen bilmemiz ya da kontrol etmemiz mümkün değildir. Sizce de bu meteorolojik benzetme, son zamanlarda içinden geçtiğimiz pandemi sürecini de çok iyi açıklamıyor mu?

Hayatımıza ilk kez Dünya Sağlık Örgütü’nün 31 Aralık 2019 tarihinde Çin’in Wuhan kentinde nasıl başladığı ya da nereden bulaştığı kesin olarak belirlenemeyen solunum yetmezliğine yol açan bir virüsün varlığı haberi ile girdi.

Başlangıçta sadece Çin ve çevresinde gözlemlenen ve bölgesel bir salgın olarak tanımlanan bu corona virüsü, bugünkü gibi dikkatleri henüz tamamen üzerine çekmemişti. Günden güne artan ve sınırları aşan yeni vakalar ile corona virüsü dünyanın gündemine oturmaya başladı. Gündemdeki yerini korudukça ismini daha çok duymaya ve söylemeye başladık.

Bugün artık corona virüsünü, İngilizce “Corona Virus Disease” yani “Koronavirüs Hastalığı” kelimelerinin kısaltması olan ve başladığı yıl vurgusu ile birlikte COVID-19 olarak kullanıyoruz. Başladığı günden bu yana geçen bir yıl içinde hayatımızda birçok olumsuz deneyime ve az sayıda ama oldukça etkili farkındalıklara yol açan COVID-19, hayatımızdaki önemini korumaya devam ediyor. Peki, geçtiğimiz bu bir yıl içinde neler yaşandı? Her ne kadar güzel anılar olmasa da bugünümüzü anlamak için ne gelişmeler oldu ve yaşandı yine de geriye dönüp bakmakta fayda var.

Fotoğraf: BioNTech Web Sitesi

Dünden Bugüne Covid-19 Serüveni

Virüsün ilk tespiti ilk olarak 12 Aralık 2019 tarihinde Çin’in Wuhan kentinde tespit edilmişti. Sonrasında 31 Aralık tarihinde, henüz tam olarak ne olduğu anlaşılamayan gizemli virüsün, Huanan Deniz ürünleri pazarında bulunmuş 27 kişide daha görüldüğü anlaşıldı. Ardından Dünya Sağlık Örgütü, bu gizemli virüsü, SARS ailesinden olan ve yarasalarda görülen bir korona virüsünün insanlara geçerek mutasyona uğradığını belirtti. İlk yurt dışı vaka haberi, Tayland’dan geldi. Sonrasında önce Asya’da, sonra Avrupa ve Amerika’da vaka sayıları ve ne yazık ki sona eren yaşamlar hızla arttı. Avrupa’da ilk kez 25 Ocak’ta Fransa’da görülürken ABD’de 31 Ocak’ta acil durum ilan edildi. Kısa bir süre sonra Avrupa ve Amerika’daki vaka ve ölüm sayıları Çin’indeki değerlerin üzerine çıkmıştı bile. Artık Avrupa ve Amerika COVID-19’un yeni merkez üssü haline gelmişti. COVID-19’un Afrika ve Avustralya’ya da sıçramasıyla birlikte Dünya Sağlık Örgütü, Covid-19’u 11 Mart 2020 tarihinde pandemi, yani küresel bir salgın olarak tanımladı.

Aynı tarihte ülkemizde de ilk vakanın olduğu haberi sağlık bakanlığı tarafından paylaşıldı. COVID-19’un pandemi olarak kabul edilmesi ile birlikte hayatımızda kısıtlamalar başladı.

Hastanelerin yoğun bakım bölümleri doldu taştı. Hepimiz evlerimize kapandık. Maskeler ve dezenfektanlarımız, olmadan dışarı çıkamaz hale geldik. Bugün güncel verilere göre Dünya verilerine göre 69 milyonun üzerinde yeni vaka 1,5 milyona yakın ise yitirilen yaşam verilerine ulaşmış durumdayız.

Geçtiğimiz mayıs ve Haziran ayları ile birlikte düşen değerler kısa süreli umut verici ve kısıtlamaları biraz olsun hafifletmiş olsa da Ekim ayı ile birlikte ne yazık ki ikinci kez ve daha zorlu bir döneme yeniden girmiş olduk. Tabii ki tüm bu olan bitenler yaşanırken birçok ülke ve kuruluş aşı çalışmaları için kolları sıvamıştı.

Aşı İçin Zamana Karşı Yarış

Çin, geliştirdiği SinoVac aşısını, Rusya ise Sputnik V aşısını dünyaya tanıttı. Ancak en son geliştirilen Alman BioNtech ve Amerikan Pfizer şirket ortaklığında COVID-19 aşısı elde ettiği %94’ün üzerindeki başarı oranı ile oldukça büyük yankı buldu. Ortaklardan Pfizer şirketini aslında tanıyoruz. Ancak BioNtech şirketi, her ne kadar 2008 yılında kanser araştırmaları üzerine kurulmuş bir şirket olsa da artık tüm dünya onu COVID-19 aşısını geliştiren şirket olarak tanıyor.

Diğer bir taraftan BioNTech şirket kurucularının Türk kökenli Prof. Dr. Uğur Şahin ve Prof. Dr. Özlem Türeci olması, hepimizin milli duygularını kabartmadı desek yalan olur. Hadi gelin şimdi tüm dünyaya umut veren BioNTech ve kurucularının başarı hikâyesini, geliştirilen aşının özelliklerini, BionTech-Pfizer ortaklık sürecini ve tabii ki işin merak edilen boyutunu hep birlikte öğrenelim.

Aşıya Ulaşan Girişimcilik Ruhu BioNTech

Şirketin kuruluşu her ne kadar 2008 yılına dayansa da hikâyemiz aslında çok daha eskisine dayanıyor.

Şirket kurucularından ve hâlihazırda şirket CEO’su Prof. Dr. Uğur Şahin, 1969 yılında, henüz 4 yaşındayken tüm ailesiyle birlikte İskenderun’dan, Almanya Köln’de Ford Company’de misafir işçi olarak çalışmaya başlayan babasının yanına göç eder.

Üniversite eğitimini Köln Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1992 yılında mezun olur. 1993 yılında ise “Tümör Hücrelerinde İmmünoterapi” başlıklı çalışmasından doktora uzmanlığını alır. Ardından birden çok üniversite ve laboratuvar çalışmalarında aktif görevler üstlenir. Özellikle kanserli hücreler üzerine yüksek verimli immünolojik yöntemler geliştirmeye çalışan Prof. Dr. Uğur Şahin’in 70’in üzerinde patent başvurusu bulunuyor.

Uğur Şahin – Fotoğraf: BioNTech Web Sitesi

Yapmış olduğu bu çalışmalar sırasında da sık sık bugünkü eşi Prof. Dr. Özlem Türeci ile ortak çalışmalarda bulunur. Şirket kurucularından İmmünolog Prof. Dr. Özlem Türeci ise kendisi gibi doktor olan babasının İstanbul’dan Almanya’ya göç etmesi ile birlikte Almanya’da yaşamaya başlıyor. Çiftimizin yolları Mainz Johannes Gutenberg Üniversitesi’nde kesişiyor. Çift, 2001 yılında kanser araştırmaları için Ganymed isimli ilaç şirketi kuruyor.

Ardından Prof. Dr. Uğur Şahin, Prof. Dr. Özlem Türeci ve Christoph Huber ortaklığında, daha önceki şirket ortaklarının sponsorluğunda 2008 yılında BioNTech şirketi kurulur. Bu sırada Ganymed İlaç şirketi elde ettiği başarılar sonucunda 2016 yılında Japon Astellas Pharma tarafından 1.4 milyar dolara satın alınır.

Bu başarı ile tüm odaklarını BioNTech’e veren çiftimiz, mRNA teknolojisi ile kanser immünoterapisi üzerine tedavi yöntemleri geliştirir.

Özlem Türeci – Fotoğraf: BioNTech Web Sitesi

Ve Karşınızda BNT162

Covid-19 vakalarının yeni duyulmaya başladığı ilk günlerde ikili, şirket yönetim kurulunu da ikna ederek aşı geliştirilmesi için çalışmalar başlatır. Yakın tarihte yüksek başarısı ile tanıtılan BNT162 aşısında da mevcut kullanılan aşı teknolojilerinin aksine Prof. Dr. Şahin mRNA teknolojisinden yararlanıldığı bilgisini paylaşır.

Buna göre virüsün genetik kod bilgilerinin aşı yolu ile insanlara aktarıldığını ve bağışıklık sistemi tarafından yeniden üretilmesi beklenir.

Fotoğraf: BioNTech Web Sitesi 

BioNTech Ve Pfizer Ortaklığı

Aşı geliştirme çalışmalarına karar verilmesi ile birlikte BioNTech ilaç sektörünün dev ismi Pfizer ile birlikte ortak bir çalışma için anlaşma yapar. Diğer bir taraftan da bu inovatif yöntemin başarılı olması durumunda satın alınması için Japonya, İngiltere ve ABD ile ülkelerle de sözleşmeler yapılmaya başlanır. Haftanın 7 günü aralıksız süren çalışmalarla birlikte 2 farklı araştırma grubu oluşturulur. Çalışmanın olduğu dönemlerde ABD’ye seyahat yasağı olduğu için Pfizer imtiyazıyla özel jetlerle materyaller ABD’ye taşınır.

Bu ortaklıkla birlikte BioNTech bulaşıcı hastalıklar birimi artık bulunmayan Pfizer’e mRNA araştırma verilerini sunar, Pfizer ise uluslararası boyuttaki geniş alt yapısını ve uzmanlığını aşı üretimi için ayırır. ABD ve Almanya’da yapılan klinik araştırmalar sonrasında 120’den fazla ülke ve araştırma merkezindeki 35 binin üzerinde gönüllü üzerinde yapılan denemeler sonucunda %90 üzerinde olumlu yönde etkili sonuçlar alınır.

Elde edilen bu başarılı sonuçlar sonrasında Prof. Dr. Uğur Şahin’in verdiği bir röportajda, BNT162 aşısının 2021 Şubat ayına kadar ABD ve Avrupa’ya gönderimlerinin başlayabileceğini, Türkiye ile de görüşmelerin başladığını, 2021 Haziran ayına kadar 300 milyon doz aşının dağıtılmış olmasının planlandığını belirtiyor.

Bununla birlikte Prof. Dr. Şahin çalışmaların sonuçlarının ileri vadede ne sonuçlar doğuracağı konusunda araştırmaların halen devam ettiğini belirtirken Glaxo, Sanofi, AstraZeneca gibi şirketlerin aşı üretimine geçerek aşının erişilebilir olması için hızla üretime geçecekleri bilgisini de paylaştı.

“Düğün Günümüzde Bile Laboratuvarda Çalıştık”

Özlem Türeci’nin paylaştığı bu bilgi BNT162 aşısı ile başarının ardındaki sırrı gayet net bir şekilde gösteriyor aslında…

Bugün, Fransız haber kanalında Pierre Curie ve Marie Curie çiftine benzetilen Şahin-Türeci çift, aynı zamanda Almanya’daki göç eden misafir işçilere karşı olan önyargılı anlayışı yıkmış görünüyor. Önyargı ile bakılan bir işçi sınıfının oğlu bugün Almanya’yı salgını sona erdirici çalışmaları ile oldukça prestijli bir noktaya taşımış görünüyor.

Tabii ki Şahin ve Türeci çifti de bu başarıları ile birlikte dünyanın en zenginleri sıralamasına da girmiş oluyor. Forbes’un güncel listesine göre Uğur Şahin, 5.3 milyar dolarlık serveti ile dünyanın en zengin insanları arasında 488. sırada yer alıyor. BioNTech ise aşı süreci ile değerini 4 kat artırdı. BioNTech’in geçen yıl Aralık ayında hisse değeri 31 dolar iken, bu hafta 128 dolardan işlem gördü. Bununla birlikte şirketin hisseleri, bir yıl içinde 4 kata yakın değerlendi.

Dünyanın en büyük sağlık sorunlarından kanser hakkında da açıklamalarda bulunan ve “Önümüzdeki 20 yıl içinde kanserle mücadele de bir devrim göreceğimizi düşünüyorum. Kanser tedavisinin kaderini önemli ölçüde değiştireceğiz” diyen Uğur Şahin ile Özlem Türeci’nin daha da çok başarılara imza atacağı ve tarihe geçeceğine ise kimsenin şüphesi yok…