Bu zamana kadar sayısız değişim ve dönüşüme yön veren teknolojik gelişmeler, sanayi devriminde olduğu gibi şimdi de dijital bir devrimle hayatlarımızı değiştirip dönüştürüyor. Dijitalleşen teknoloji ile birlikte zaman ve mekândan bağımsız olarak yapılabilen işlerin sayısı giderek arttı. Evimizden ya da olduğumuz herhangi bir yerden ayrılmadan birçok işlemi yapabilme noktasına geldik.

Dijitalleşen teknolojik ürünler akıllandıkça bireysel hayatlarımızda konfor daha da arttı. Adına hala cep telefonu desek de akıllı telefonlarımız, giderek vazgeçilmez bir parçamız haline gelmiş durumda. Banka işlemleri için sabah ya da öğleden sonra sıra alıp neredeyse tüm gün bekleme eziyeti büyük ölçüde sona erdi. Uluslararası ticaretin maliyetleri fark edilir derecede düştü. Tüketici için de sadece bulunduğu bölgede ulaşabildiği sınırlı ürün çeşidi, yerini uluslararası bir boyuta taşıdı.

fotoğraf: pixabay

Dark Store Modeli

Bugün geldiğimiz noktada, dijital teknolojiden yararlanan kullanıcılar, online alışveriş ile ürüne, üreticiye ve pazarlamaya yön verir hale geldiler. Konfor isteği arttıkça özellikle mobil teknolojilerde büyük gelişmeler gerçekleşmeye başladı. Birçok e-ticaret ve web siteleri büyümek için mobil uyumlu olmak zorunda kaldı. Bu durum en çok da e-ticaret siteleri için geçerliydi. Çünkü insanlar bilgisayar başından ayrılsalar da akıllı telefonlarından ayrılamıyorlardı. Hal böyle olunca önce büyük markalar sonra orta ve küçük işletmeler birer birer mobil uyumlu e-ticaret siteleri için yatırım yapmaya başladılar. Aklımıza gelebilecek her sektör, bu dijital dünyada yer almaya çalışırken en çok talep görenler gıda ve yemek gibi temel ihtiyacımızı karşılayan restoran ve süpermarketler oldu.

Ancak biz insanlar için rahatlık anlayışı, kolaylıkla alışkanlığa dönüştürülebilen bir durum olduğu için tüketiciler tarafında online market ve yemek siparişleri hızlı bir artış yönünde ilerlerken işletme sahipleri bu taleplere karşı stok, teslimat süreci ve ürün kalite yönetiminde çeşitli zorluklarla karşılaştılar. İşte tam da bu ihtiyaç, gölge mağaza (Dark Store) modelinin geliştirilmesini sağladı. Gölge mağazalar (Dark store) özellikleri gereği her ne kadar mağaza gibi görünseler de aslında sadece online sipariş yönetimi için tasarlanmış mağazalardır. Dark store modeli, tam da online market alışverişleri için biçilmiş bir iş modeliydi. Böylece hem işletme sahibi sürecini daha sağlıklı yönetebiliyor hem de tüketici siparişini daha hızlı ve kaliteli bir şekilde teslim alabiliyordu. Ülkemizde dark store iş modeline en iyi örnekler arasında ise kuruluşlarından itibaren gösterdikleri hızlı ve başarılı yükselişleriyle Getir ve BanaBi yatırımları ön plana çıkıyor. Hadi gelin şimdi bu iki start-up’ın başarı öykülerine bir bakalım.

Getir mi yoksa Bana Bi’ mi?

Her iki başarılı yatırımın kuruluşlarından itibaren bugüne kadar gelişim aşamalarını, gelecek beklentilerini, ortak ve birbirlerinden ayrıldıkları tarafları sizin için araştırdık. Bakalım yazının sonunda sizin tercihiniz hangisinden yana olacak?

Getir bir mutluluk

Kurucusu Nazım Salur’un ikinci çocuğu da diyebiliriz aslında. Kendisi Getir’in doğuşunu, BiTaksi’nin elde ettiği başarının ardından “Taksi bir ihtiyaç acaba insanların başka ne ihtiyaçları olabilir?” sorusunu sormasıyla gerçekleştiğini paylaşıyor. Aynı zamanda Nazım Salur Getir’i “Dünyada ilk defa ürünlerin insanların ayağına 10dk gibi bir sürede götürüldüğü dijital iş modeli” olarak tanımlıyor. 2015 yılında kurulan Getir, bu özelliği ile dark store iş modeli ile tasarlanmış Türkiye’de ve Dünya’da ilk start-up projesi olma özelliğini de elinde bulunduruyor.

Sana Bi’ BanaBi Lazım

Yemeksepeti bünyesinde ve kaynaklarından oluşturulmuş BanaBi ise YemekSepeti CEO’su Nevzat Aydın’ın önderliğinde yürütülüyor. Nisan 2019 yılında kurulan BanaBi için Nevzat Aydın, vermiş olduğu röportajlarında özellikle YemekSepeti üyesi ve aktif kullanıcıları için hem ihtiyaçlarına yönelik hem de alternatif bir hizmet sunmak amacıyla bu markayı oluşturduklarını belirtiyor.

Her iki markayı kısaca tanıdıktan sonra hadi şimdi biraz da ortak ve ayrıldıkları taraflara bir göz atalım.

Karlılık

Her iki yatırımın da özellikle içinden geçtiğimiz pandemi döneminde tüketici ihtiyaçlarındaki değişimler nedeniyle karlılık düzeylerinde hızlı bir artış yaşadığı aşikâr. Her iki proje de büyüme aşamasında olduğu için veriler sürekli değişse de 2019 başında Getir’in 300 milyon TL değerinde ciroya ulaştığı biliniyor. BanaBi ise 1 milyar doların üzerindeki YemekSepeti’nin sahip olduğu değer kaynaklarını hızla arttırmaya devam ediyor.

Zaman Yönetimi

Zaman olgusu, özellikle Getir’in üzerinde hassasiyetle durup vurguladığı bir olgu. Nitekim kurucu Nazım Salur, “Getir’in birincil sattığı şey ürün değil zamandır” olduğu anlaşılıyor. BanaBi’ye baktığımızda ise Nevzat Aydın tarafından paylaşılan verilere göre 14 dk. gibi bir ortalama teslimat süresine sahip olduklarını, teslimatların 8 ile 16 dakika gibi bir aralıkta gerçekleştiğini öğreniyoruz. Değerler karşılaştırıldığında farkın olmasına rağmen büyük olmadığı anlaşılıyor.

Teknoloji Tabanlı İş Modeli

Tüketici gözünden bakıldığında her ne kadar perakende ve lojistik destekli markalarmış gibi görünseler de her iki yatırım da gücünü yazılım ve data analizinden alıyor. Nazım Salur, 2015 yılında Getir’in kuruluşu ile başlayıp bugüne kadar biriktirilen data toplama ve analizi çalışmaları sayesinde müşteri beklentilerini öngörüp bu doğrultuda yatırımda bulunduklarını dolayısıyla Getir’in perakende ve lojistik şirketinden çok teknoloji şirketi olduğunu belirtiyor. Benzer şekilde Nevzat Aydın da her ne kadar farklı iş modeline sahip olsalar da YemekSepeti’nden elde edilen 20 yıllık teknoloji tabanlı data birikimi sayesinde yatırımlarına yön verdiklerini belirtiyor. Bu durum için her iki yatırımın da pandemi döneminde hızlı bir şekilde temassız ödeme ve online bahşiş uygulamalarını hizmete sunmaları örnek olarak gösterilebilir.

Rekabet

En fazla data birikimine sahip olmanın verdiği avantajla rakipleri arasında açık ara öne geçen Getir ve BanaBi’nin kendi aralarındaki rekabette ise özellikle fiyat, ürün çeşitliliği ve hızlı teslimatın öne çıktığı görülüyor. Getir 10dakikada teslimat hedefini korurken BanaBi’nin, Getir’in toplamda 4200 olan ürün çeşitliliğine 8000-9000 ürün çeşidi hizmeti sunarak karşılık verdiğini görüyoruz. Aynı zamanda zaman zaman BanaBi’nin hazırladığı cazip kampanyalar ile ürün fiyatları ile de kendini gösterdiğini görebiliyoruz. Hazırladıkları cazip kampanyalar için Nevzat Aydın bir röportajında fark yaratmamak için kar etmemeyi göze aldıklarını belirtiyor. Buradan bakıldığında rekabet için Getir’in, sektörde ilk olmanın avantajını nasıl hızlı teslimat ile öne çıkarıp buna karşılık BanaBi’nin en geniş ürün grubu ve en uygun fiyat iddiası ile aradaki zaman açığını ve hızlı yükselişini nasıl gerçekleştirdiği gayet net anlaşılabiliyor sanki…

Yol Haritaları

Her iki yatırımın izlediği yol haritalarına baktığımızda aslında sıralamada aynı olmasa da bazı benzerlikler dikkat çekici olabiliyor. Örneğin Getir, kuruluşunun ardından 4. Yılında elde ettiği başarıdan güç alarak online market hizmetine ek olarak Getir Yemek hizmetini devreye soktu. Yemek Sepeti ise hali hazırda elde ettiği büyük başarıdan güç alarak BanaBi ile online market hizmetini başlattı. Bu süreçte her iki proje de pek çok siyasi ve ekonomik dalgalanmadan geçti. Buna ek olarak BanaBi gelecekteki yol haritası için ülke genelinde genişleme ve daha hızlı bir büyümeyi hedeflerken Getir’in gelecek hedefinde yurt dışındaki metropollerde faaliyetlerini sürdürmeyi planladığını görüyoruz.

Rekabet Ezeli, Yardımlaşma Ebedi

Her ne kadar bu iki güçlü yatırım arasında ezeli bir rekabet olsa da aslında gülümseten hikâyeler de yaşanmıyor değil. Geçtiğimiz kış döneminde, pandeminin yarattığı zorlu günlerde görünmez kahramanlarımız olan BanaBi ve Getir kuryeleri arasında bir olay yaşandı. Yağmurdan dolayı ıslak zeminde motor hakimiyetini kaybedip düşen Getir kuryesine ilk yardım, BanaBi kuryesinden geldi. Yaşanan bu dostluk örneği olay, kurucuların Twitter hesaplarından birbirlerine yaptıkları jestle de perçinlendi. Bizler de bu iki ezeli rakibin dostça yürüttüğü güçlü rekabet anlayışının diğer kuruluşlara da örnek olmasını diliyoruz.